Kayıtlar

Cemal Süreya ve Attilâ İlhan etkileşimi

Varlık’ta (1307. Sayı) Ali Özgür Özkarcı’nın Cemal Süreya üzerine bir yazısı vardı*. Duyunca insanı şaşırtan, oysa hiç de yadırgatıcı olmayan tespitler. Fakat Türkiye’de edebiyat eleştirisi öyle sığ bir düzeyde, basmakalıp fikirlerle yapılıyor ki böyle tespitleri duymak şaşırtıyor insanı.   …İkinci Yeni şiirini konuşurken, sıklıkla yapılan yanlışlardan birinin İkinci Yeni’yi modern Türkçe şiirde ‘özerk’ ama ‘bağlantısız’ bir yere oturtmak gayreti olduğu söylenebilir. Eve Ayhan şiiri nasıl Sait Faik öykücülüğünden, özellikle  Alemdağ’da Var Bir Yılan ’dan etkilenmişse, Cemal Süreya şiiri de ‘açık’ bir Attilâ İlhan taşır diyebiliriz rahatlıkla. Bu etki, özellikle  Üvercinka ’da barizdir. Süreya, Attilâ İlhan’ın henüz 50’lerin başında yazdığı yeni imgesel şiiri, başka bir yere taşımak istemiştir. Başarılı da olmuş, Attilâ İlhan şiirinin kentsel yoğun imgeselliğine humour’u ekleyebilmiştir. Humour, o dönemde Attilâ İlhan şiirinde eksik olandır… […]Orhan Veli şiirinde olm...

Kimisi için jonglörlüktür yaşamak!

Bir koltukta iki karpuz taşımak... Bir ömre birden fazla hayat sığdırmak... Bir bedende birçok kişi taşımak... Tarih boyu pek çok kimsenin derdi oldu bu olay. Pek çok sanatçının. Hele ki bizim ülkemiz gibi ülkelerde. “Yazarım” dediğinde, “Peki, ama mesleğin nedir?” sorusuyla karşılaştığın yerde. Maalesef böyle. Bunun bir mecbur kalınan hali var, bir de içgüdüsel olarak böyle yaşama hali. Kimisi gönlünden geçeni yapabilmek için, yaşayabilmek için, mecbur olduğu bir dolu başka şey yapmak zorunda kalır. Kimisi de içinde duyduğu istekle, heyecanla, arzuyla farklı farklı uğraşlara sarılır. Hiçbirinden vazgeçemez. Hangi kanattayım bilmiyorum ama bunu hep duydum içimde. Hiçbir zaman yaptığım şey yetmedi. Çoğu zaman da yaptığım şey tatmin etmedi, asla mükemmel olmadı. O kusurluluk, o yeteneksizlik insanın hayat boyu yanında taşıdığı bir ‘dost hayal kırıklığı’ halini aldı. Hep başka bir şey daha yapmak istedim ya da yapmak zorunda hissettim kendimi. Öyle yaşamış olanlara hep gıpta ettim. Att...

Aforizmalar'dan

"Belki de insanlar kendi kendilerine düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardır." Yusuf Atılgan

Attilâ İlhan'ın ardından

Resim
Hatırlıyorum o günü... 2005'in 11 Ekim'ini yani... Ama esas 12'sinde çarpmıştı bana gerçeklik. Üniversitedeydim o zaman. Derse gidiyordum, büfede durup gazete aldım. Hiç unutmuyorum, kırmızı harfli Cumhuriyet yazısının altında karakalem bir portresi vardı. Portrenin yanında da şiiri. Haberi bir önceki gün almıştım aslında ama idrakim biraz geç oldu sanırım. O sırada, okulda, elimde gazete, bölüme doğru yürürken bir anda gözlerimden yaş gelmeye başladı.  "Türk Edebiyatı'nın Kaptan'ı" diye nitelemişti gazete, yanlış hatırlamıyorsam. "Kaptan," diye fısıldadım kendi kendime. Yürür vaziyette, hiç beklemediğim bir anda ağlamaya başlamıştım. Derken şiirlerinden mısralar dağınık, rüzgârda savrulan yapraklar gibi gelip geçtiler zihnimden. Ardından kahramanları... Mahmud Ersoy, Yüzbaşı Demir, Ümid, Leman, Ferid, Suat... Hikâyeler, imgeler, kişiler, olaylar, düşünceler... Başlı başına bir dünya bırakıp bize, gitmişti Kaptan... Artık bıraktığı o ...

Mekân Ruhu: Baştan aşağı Akdeniz kokan bir kitap

Resim
Birkaç yazda okudum bu kitabı. Hak ettiği önemi vermedim dersem yanlış olur, fazla önem vermekten oldu, başka mevsimde okunmazmış gibi, hatta Akdeniz’de okunmalıymış gibi bir hisse kapıldım ve bu kitabı her yaz Ege’ye giderken yanıma alıp orada okudum. Geçen yaz bitirdim, ancak şimdi üzerine yazıyorum. Çok muhtemel ki bir defa daha okuyacağım. Çünkü ağırlığı olan, dingin, çok sevdiğim bir yazarın özel hayatına yönelik bilgiler içeren, onun dünyaya bakışıyla ilgili işaretler veren bence çok güzel bir kitap (bir kitaba ‘güzel’ demek hâlâ tuhaf geliyor). Kitabın alt başlığından anlaşılacağı üzere bu kitap “Akdeniz Yazıları” ile dolu, Akdeniz’le dolu. Lawrence Durrell’ın yaşadığı yerler, Korfu Adası, Kıbrıs, İskenderiye, Belgrad...Her gittiği yerde yerleşik olmaya çalışıyor, bende de vardır bu, evi, çalışma mekânı, komşuları, gezintileri, arkadaşlarıyla oranın bir yerlisi gibi yaşıyor. Ben de öyle çalışırım. Genelde yüksek yerlerde oturmuş, güzel manzaralara bakmış, hayatı hep yoğun, ya...

Aforizmalar'dan

"Ölüme doğru değildir koşumuz, doğum felaketinden kaçarız çırpınarak." Cioran

Aforizmalar'dan

"Doğuştan önceki sonsuzluk, ölümden sonraki sonsuzluktan daha kısa değil." Abidin Dino

A'dan X'e / John Berger Tarafından Kurtarılmış Mektuplar

Resim
Mektup yazmayı artık iyiden iyiye bıraktığımı, unuttuğumu düşünürken bu kitapla karşılaşmak yeniden mektuba olan hislerimi diriltti. John Berger, bir müebbet mahkuma sevgilisi tarafından gönderilmiş – kimi de gönderilmemiş – mektuplar sunuyor bu kitapta. Sunuş bölümünde, Suse hapishanesinin yeni bir yere taşındığını ve boşaltılan hapishanenin 73 nolu hücresinde el yapımı bir kitaplık bulunduğunu, bu kitaplıkta da üç tomar mektup yer aldığını söylüyor. Mektuplar mahkum Xavier’e, adını “Aida” olarak yazan – çünkü mektuplarda başka insanlarını isimlerini değiştirerek kullanıyor – bir kadın tarafından gönderilmiş. Bu sunuşla birlikte kitabın bir “mektup derlemesi”nden çıkıp “roman” niteliğine bürünmesi sağlanmış oluyor bana göre. Sunuş yazısıyla birlikte artık bir roman okuduğumuzu varsayabiliriz. Öyküleme denen şey tam da bu değil midir? Nasıl mektuplar bunlar? Kısa bir cevap verecek olsam, “doğal” derdim. Bir insanın yazabileceği en doğal, en içten, en mahrem mektuplar. Yıllar içi...

Okuma Notları: Genç Bir Adamın Meslek Seçimi Üzerine Düşünceleri

"Eğer hayattaki yerimizi insanlık için çok şey yapabileceğimiz yer olarak seçmişsek her güçlüğe katlanabiliriz. Çünkü bunlar insanlık adına yapılan fedakarlıklardır. O zaman sınırlı, bencil, bir sevinç duymayız, mutluluğumuz milyonların mutluluğu olacaktır çünkü. Eylemlerimiz sessizce ama sürekli olarak yaşayacaktır ve küllerimizin üzerine soylu insanların gözyaşları dökülecektir." [Karl Marx; ' Genç Bir Adamın Meslek Seçimi Üzerine Düşünceleri 'nden]

Aforizmalar'dan

Resim
“Çocukluğunu al ve kaç  zira sahip olduğun tek şey odur.” Walter Benjamin

Kâzım Koyuncu: Teşekkürler dünya!

Resim
"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya....