Kayıtlar

Nâzım'dan

Resim
                                                    ...ama gel gör ki çoktan unuttum                                                                               şaşıp kalmayı                                                       Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak, açık                                                                        ve alabildiğin...

Güç

Resim
Güç rozetten ya da silahtan gelmez. Güç yalan söylemekten gelir. Büyük yalan söylemek ve bütün dünyanın da senin yalanına katılmasını sağlamaktan. İnsanları kalpten inandıkları şeylerin doğru olmadığına inandırdığında işleri bitmiştir artık. [2005 yapımı Sin City filminden]

İstanbul Treni - Graham Greene

Resim
Graham Greene’i her okuduğumda şaşkınlığa kapılıyorum. Daha önce de yazmıştım, “polisiye yazarı” diye geçer Greene pek çok yerde. Öncelikle, onun romanlarının polisiye olduğunu düşünmüyorum. Belki polisiyeyi çok seven bir yazar olabilir. Ama Graham Greene tıpkı döneminin gerçekçi ve modernist yazarları gibi insan odaklı yazan, insana ait duygu durumlarını, insanlık hallerini mercek altına alan bir romancı. Hem de çok incelikli ve zekice yapıyor bunu.             İstanbul Treni’nde, Ostend’den İstanbul’a giden şark ekspresindeyiz. Bir siyasi, firari mahkum, Doktor Czinner; bir gazeteci Mabel Warren; Warren’ın kız arkadaşı Janet Pardoe; dansçı, güzel bir kız Coral; bir çoksatan yazar Bay Savory ve bir de Yahudi tüccar Myatt. Trenin yol aldığı karlı geceler boyunca bu kişiler vagonlar arasında, kompartmanlarda, yemekli vagonda bir şekilde tanışırlar ve ilişkiler birbirine girer. Hikâyenin sonunu baştan söyleyelim: Bizim siyasi m...

Yine Yaz Üzerine

5 Ağustos 2012, Pazar Yaz insanı derinden etkiliyor. Diğer mevsimlerden farklı bir yönü var. Yazın, kendi içine dönüyor insan, kendiyle buluşuyor, kendiyle yüzleşiyor. Kışın daha çok şehir, iş, sanat, diğer insanlar filan demek ama yaz daha çok kendin demektir. Hele ki yaz öğleleri! O ağır vakit, o insanı sarıp sarmalayan sükût altında ne gizemleri keşfediyor insan durup düşününce. Arkasından geliyor yaz akşamları. Kırılgan, kaygan ve ele geçirilemez yaz akşamları. Öyledir. Yaz akşamları çok vaatkârdır, çağırır insanı hayata, canlılığa. İlginçtir ki bir türlü de ele geçirilemez o akşamlar, hep eksik bir yan kalır. Gece devrilip de vakit sabaha yaklaşırken, bir yaz gününün daha bitmekte oluşunun hüznü basar insanın üzerine. Sanki kaçmıştır bir şeyler gözden, yakalanamamıştır. (Bazı kentler de böyledir bu arada. Asla tam olarak fethedilemezler. Hep çağırırlar ama kendilerini asla teslim etmezler ellerinize.) Kırılgandır yaz akşamları, inceliğine uygun davranmanız gerekir. Dönüyorum ...

Günlük'ten: Yaz'ı duydum!

16 Temmuz 2012, Pazartesi Yazı duydum! Sonunda. Nihayet. Biraz geç oldu. Bazen yaz gelir geçer fark edemez insan. Bazen tam gidişine yetişilir. Neyse ki çok da geç olmadan duydum onu. Yaz…  Akşam evin balkonunda oturup, birkaç satır karalarken ansızın fark ettim onu. Yaz burada. Onun içindeyim, onunlayım.  İşte karşımda, tanıdık ışıklarıyla sıcak Ankara akşamı. Yaz… Hesabımı kapatamadığım, içimde fırtınalar koparan, onunla ne yapacağımı bilemediğim ve telaşla onu yaşamaya çalışırken her defasında yarım kalmışlık duygusuyla uğurladığım mevsim. Şu anda dahi onun hakkında ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Heyecan kaplıyor benliğimi yazı karşımda bulunca. Şüphesiz, her konuda olduğu gibi, burada da ilk gençliğimin izleri olduğu için bu denli karmaşıklaşıyor işler. Gençlikte alınan derin çizikler hayat boyu kovalıyor insanı. Bir gün bitiyor mu bu hesap yoksa son ana kadar peşinden geliyor mu? Bilmiyorum. Öyle bir his içindeyim ki, sanki yılın geri kalanında ben bu mevsime hazırl...

Cemal Süreya ve Attilâ İlhan etkileşimi

Varlık’ta (1307. Sayı) Ali Özgür Özkarcı’nın Cemal Süreya üzerine bir yazısı vardı*. Duyunca insanı şaşırtan, oysa hiç de yadırgatıcı olmayan tespitler. Fakat Türkiye’de edebiyat eleştirisi öyle sığ bir düzeyde, basmakalıp fikirlerle yapılıyor ki böyle tespitleri duymak şaşırtıyor insanı.   …İkinci Yeni şiirini konuşurken, sıklıkla yapılan yanlışlardan birinin İkinci Yeni’yi modern Türkçe şiirde ‘özerk’ ama ‘bağlantısız’ bir yere oturtmak gayreti olduğu söylenebilir. Eve Ayhan şiiri nasıl Sait Faik öykücülüğünden, özellikle  Alemdağ’da Var Bir Yılan ’dan etkilenmişse, Cemal Süreya şiiri de ‘açık’ bir Attilâ İlhan taşır diyebiliriz rahatlıkla. Bu etki, özellikle  Üvercinka ’da barizdir. Süreya, Attilâ İlhan’ın henüz 50’lerin başında yazdığı yeni imgesel şiiri, başka bir yere taşımak istemiştir. Başarılı da olmuş, Attilâ İlhan şiirinin kentsel yoğun imgeselliğine humour’u ekleyebilmiştir. Humour, o dönemde Attilâ İlhan şiirinde eksik olandır… […]Orhan Veli şiirinde olm...

Kimisi için jonglörlüktür yaşamak!

Bir koltukta iki karpuz taşımak... Bir ömre birden fazla hayat sığdırmak... Bir bedende birçok kişi taşımak... Tarih boyu pek çok kimsenin derdi oldu bu olay. Pek çok sanatçının. Hele ki bizim ülkemiz gibi ülkelerde. “Yazarım” dediğinde, “Peki, ama mesleğin nedir?” sorusuyla karşılaştığın yerde. Maalesef böyle. Bunun bir mecbur kalınan hali var, bir de içgüdüsel olarak böyle yaşama hali. Kimisi gönlünden geçeni yapabilmek için, yaşayabilmek için, mecbur olduğu bir dolu başka şey yapmak zorunda kalır. Kimisi de içinde duyduğu istekle, heyecanla, arzuyla farklı farklı uğraşlara sarılır. Hiçbirinden vazgeçemez. Hangi kanattayım bilmiyorum ama bunu hep duydum içimde. Hiçbir zaman yaptığım şey yetmedi. Çoğu zaman da yaptığım şey tatmin etmedi, asla mükemmel olmadı. O kusurluluk, o yeteneksizlik insanın hayat boyu yanında taşıdığı bir ‘dost hayal kırıklığı’ halini aldı. Hep başka bir şey daha yapmak istedim ya da yapmak zorunda hissettim kendimi. Öyle yaşamış olanlara hep gıpta ettim. Att...

Aforizmalar'dan

"Belki de insanlar kendi kendilerine düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardır." Yusuf Atılgan

Attilâ İlhan'ın ardından

Resim
Hatırlıyorum o günü... 2005'in 11 Ekim'ini yani... Ama esas 12'sinde çarpmıştı bana gerçeklik. Üniversitedeydim o zaman. Derse gidiyordum, büfede durup gazete aldım. Hiç unutmuyorum, kırmızı harfli Cumhuriyet yazısının altında karakalem bir portresi vardı. Portrenin yanında da şiiri. Haberi bir önceki gün almıştım aslında ama idrakim biraz geç oldu sanırım. O sırada, okulda, elimde gazete, bölüme doğru yürürken bir anda gözlerimden yaş gelmeye başladı.  "Türk Edebiyatı'nın Kaptan'ı" diye nitelemişti gazete, yanlış hatırlamıyorsam. "Kaptan," diye fısıldadım kendi kendime. Yürür vaziyette, hiç beklemediğim bir anda ağlamaya başlamıştım. Derken şiirlerinden mısralar dağınık, rüzgârda savrulan yapraklar gibi gelip geçtiler zihnimden. Ardından kahramanları... Mahmud Ersoy, Yüzbaşı Demir, Ümid, Leman, Ferid, Suat... Hikâyeler, imgeler, kişiler, olaylar, düşünceler... Başlı başına bir dünya bırakıp bize, gitmişti Kaptan... Artık bıraktığı o ...

Mekân Ruhu: Baştan aşağı Akdeniz kokan bir kitap

Resim
Birkaç yazda okudum bu kitabı. Hak ettiği önemi vermedim dersem yanlış olur, fazla önem vermekten oldu, başka mevsimde okunmazmış gibi, hatta Akdeniz’de okunmalıymış gibi bir hisse kapıldım ve bu kitabı her yaz Ege’ye giderken yanıma alıp orada okudum. Geçen yaz bitirdim, ancak şimdi üzerine yazıyorum. Çok muhtemel ki bir defa daha okuyacağım. Çünkü ağırlığı olan, dingin, çok sevdiğim bir yazarın özel hayatına yönelik bilgiler içeren, onun dünyaya bakışıyla ilgili işaretler veren bence çok güzel bir kitap (bir kitaba ‘güzel’ demek hâlâ tuhaf geliyor). Kitabın alt başlığından anlaşılacağı üzere bu kitap “Akdeniz Yazıları” ile dolu, Akdeniz’le dolu. Lawrence Durrell’ın yaşadığı yerler, Korfu Adası, Kıbrıs, İskenderiye, Belgrad...Her gittiği yerde yerleşik olmaya çalışıyor, bende de vardır bu, evi, çalışma mekânı, komşuları, gezintileri, arkadaşlarıyla oranın bir yerlisi gibi yaşıyor. Ben de öyle çalışırım. Genelde yüksek yerlerde oturmuş, güzel manzaralara bakmış, hayatı hep yoğun, ya...

Aforizmalar'dan

"Ölüme doğru değildir koşumuz, doğum felaketinden kaçarız çırpınarak." Cioran

Aforizmalar'dan

"Doğuştan önceki sonsuzluk, ölümden sonraki sonsuzluktan daha kısa değil." Abidin Dino